Psikoterapist Gökhan Ergür anlattı: Ulaşılamama hakkı nedir?
İnsanoğlu olarak hızla dönen bir dünyada hızla ilişkiler inşa ediyor, hızlı yaşıyor ve muhatabımızdan hız talep ediyoruz. Halbuki kişinin kendisini bulabilmesi için öncelikle durması ve kendisini dinlemesi gerekiyor. Lakin çevremiz bu hususta her zaman bizim yanımızda olmayabiliyor. Öyle ki kişinin en temel haklarından biri olan ulaşılamama hakkı en çok çevresi tarafından ihlal ediliyor. Psikoterapist Gökhan Ergür ulaşılamama hakkının ne olduğunu anlattı. İşte, unuttuğumuz hakkımız: Ulaşılamama hakkı...
Soru: Modern hayatın bir karşılığı olarak çok kalabalığız. Sürekli bir yetişme çabasındayız. Bu da ister istemez hayatımızı olumsuz etkiliyor. Herkes birbirini bir nesne olarak görüyor. Bunu nasıl görmeliyiz?
Gökhan Ergür:
Hayatlarımız çok kalabalık. Çok fazla şey biliyor, dinliyor, görüyor ve öğreniyoruz. Herkesi tanıyoruz. Dünyanın öbür ucundaki bir dizi oyuncusunun, o sabah kahvaltıda hangi marka peynir yediğinden bile haberdarız. Yaşanan her olay karşısında bir fikrimiz var. Uzmanlığımızın olmadığı, ama uzmanlık gerektiren her konuya "BENCE" diyerek dahil olabiliyoruz. Durmadan ekran kaydırıyoruz, çılgınlar gibi ve önümüze yüz binlerce zararlı, zararsız bilgi kırıntısı düşüyor. Bu bilgi kırıntılarını bazen bilginin kendisi zannediyoruz. Açıkçası bu durum işimize de geliyor çünkü bilginin aslında sahip olmanın zorluğunu biliyoruz, el de ettiğimiz kırıntılarla da kendimizi ve çevremizi kandırabileceğimizin farkındayız. Günün sonunda yatağa girdiğimizde zihnimizde binlerce görüntü, ses ve düşünce beliriyor. Bazı olayları tekrar tekrar düşünüyoruz, sosyal medyada gördüğümüz bir video uykularımızı kaçırıyor, akrabamızın tatilde gittiği otelin kaç yıldızlı olduğunu hatırlamaya çalışıyoruz, ertesi sabah yapacağımız kombinle nasıl görüneceğimizi hayal ediyoruz, müdürün akşam yemeğinde attığı maile ne cevap vereceğimizi düşünüyoruz, rüyalarımız tuhaflaşıyor, hayat anlamsızlaşıyor. Uyandığımızda sanki hiç uyumamış gibi yorgun ve uykusuz hissediyoruz.
Soru: Peki yanı başımızdaki tehlikeyi ne yapacağız, telefonlarımızı?
Gökhan Ergür:
Tüm bunlar olurken bir yandan da cebimizde taşıdığımız gayya kuyusuyla, yani baş belası telefonlarımızla mücadele ediyoruz. Ekrana durmadan yeni bir bildirim düşüyor, sosyal medya uygulamaları, ikinci el kıyafet satış, yemek, oyun, spor uygulamaları 7/24 bildirim gönderiyor, telefonlarımız hiç susmuyor. Artık eskisi gibi kitap okuyamamaktan, sinema filmi izleyememekten yakınıyoruz değil mi? Bunun en büyük nedenlerinden birisi de odaklanma becerimizi kaybetmiş olmamız. Bir iş üzerinde uzun süre odaklanamıyoruz artık, dikkatimiz, sürekli parlak ekranlar tarafından saldırıya uğruyor ve odaklanma becerimizi yitiriyoruz.
https://www.instagram.com/p/DGknofot0HR/
Gökhan Ergür:
Bu durumu fark edip telefonla kurduğumuz ilişkiyi yeniden şekillendirmeye çalıştığımızda, yani bazı uygulamaları silmek, telefonla daha az vakit geçirmek, sadece belirli vakitlerde telefonla ilgilenmek gibi kararlar aldığımızda, bu sefer de sosyal çevremizin baskısı başlıyor. Sosyal medya hesabımızı neden kapattığımızı, neden ulaşılabilir olmadığımızı sorguluyorlar. Canımızın istediği herkese, canımızın istediği saatte, canımızın istediği şekilde ulaşamayız. Hiçbirimizin böyle bir hakkı yok ama tuhaf bir biçimde bu hakka sahipmiş gibi davranıyoruz.
Gökhan Ergür:
"Sana mesaj attım dönmedin, aradım ama açmadın, görüldü attın ama yazmadın, o esnada çevrimiçiydin ama mesajımı açmadın" gibi yakınmalarla hepimiz muhatap olmuşuzdur. Fakat hiçbirimiz gelen mesajı ya da aramayı anında açmak, cevap vermek zorunda değiliz. O anlık modumuz, zihin dünyamız, halimiz buna müsait olmayabilir. Canımız o an o telefonu açmak istemeyebilir ve inanın bu nezaketsizlik değildir. Bazen, bazı insanlar sahiden sizi canınızdan bezdirebilir. Akıllarına gelen her neyse, sizin müsait olup olmadığınızı düşünmeden anında arayıp aktarmak isterler. Yaşadıkları, gördükleri her şeyi size anlatmak ister. Bu ilk aşamada sevimli bir eylemmiş gibi görünse de aslında hayatlarımıza doğrudan yapılmış bir müdahaledir. Bir de çoğumuzun bir işi, gücü, uğraşı var; okumaya, ekmek parası kazanmaya, üretmeye çalışıyoruz. Üstelik bir de büyük şehirlerde yaşıyorsak derdimiz katlanıyor, zamanımız azalıyor, gündelik işlerimizi bile yetiştiremez hale geliyoruz. Bazen gerçekten telefonu elimize alacak vakti bile bulamıyoruz, bu durum kibirden ya da "çok meşgulüm" pozlarından değil, sahiden de vaktimiz olmadığı için gerçekleşiyor. Fakat bunu çalışmayan, mesai saatleri az, pek uğraşı olmayan, sakin beldelerde, ilçelerde yaşayan arkadaşlarımıza bir türlü anlatamıyoruz. Zannediyor ki kendisinin boş vakti herkeste mevcut ve herkes elinde telefon onun aramasını bekleyip anında açıp gönlünü eyleyecek, derdini dinleyecek, emirlerine uyacak. Bu yaşanmayınca da yani kişi bize ulaşamayınca da zihninde türlü şeyler kurup bizlere düşman kesilebiliyor.
PSİKOTERAPİST GÖKHAN ERGÜR ANLATTI: AŞIRI FEDAKARLIK NE GETİRİR?
Gökhan Ergür:
Ulaşmaya çalıştığımız kişi bir proje, ödev, yazı, iş üzerinde çalışıyor olabilir. Ya da hayatının o döneminde insanlardan uzaklaşmak, kimseyle konuşmamak, sadece kendi iç dünyasına odaklanmak istemiş olabilir. Patronuyla, eşiyle, arkadaşlarıyla kavga etmiş olabilir. Her ne kadar unutsak da insanın yalnız kalmak, tefekkür etmek, tek başına düşünüp dertlenmek gibi ihtiyaçları da vardır. Bizler bu ihtiyaçlarımızı karşılayamadığımız için kurak, renksiz ve sıradan insanlara dönüşüyoruz ne yazık ki. Bilim ve sanat kişinin yalnız kalabildiği anlarda filizlenmeye başlar. Kalabalıklardan, gürültüden ve dedikodudan büyük fikirler ve işler çıkmaz.