Zekeriya Erdim
15.02.2025
Zekeriya Erdim
Hangi mirası, kimlere, nasıl bırakalım?
Tüm Yazıları

Hangi mirası, kimlere, nasıl bırakalım?

Kültür ve medeniyet tarihimizin gönül erlerinden biri olan Yunus Emre, asırlar önce; "Mal sahibi, mülk sahibi; / Hani bunun ilk sahibi? / Mal da yalan, mülk de yalan; / Var biraz da sen oyalan" demiş. Dünyanın ve içindekilerin fani olduğunu, dört kısa mısra ile ve çok veciz bir şekilde özetlemiş.

İnsanların sahip oldukları her şey; geçici bir süre için, var ediliş amacına uygun olarak kullanılmak üzere verilmiş "emanetler"dir. Canlarımız, mallarımız, yurtlarımız, yuvalarımız, hasılı tüm değerlerimiz bu çerçevenin içindedir.

Kendimizi "sahip" zanneder, keyfimize göre tasarrufta bulunma yoluna gidersek; "ihanet" etmiş oluruz. Mücrim ve münkir durumuna düşer, karşılığını "ceza" olarak alırız.

Zaten bir kısmı bizden öncekilerden "miras" kalmıştır ve kucağımızda bulmuşuzdur. Kendi kazanımlarımızı da onun üstüne koymuşuzdur.

Veraset yoluyla intikal eden şeyler; "nimet" de "külfet" de olabilir. Dünden bu güne, bu günden yarına "iyilik" de "kötülük" de kalabilir.

Bizim dünya serüvenimiz sona erdiğinde, nöbeti yakınlarımız devralırlar. Onlara bıraktığımız şeylerle ya "abat" ya "berbat" olurlar.

O halde; hangi mirası, kimlere ve nasıl bıraktığımız önemlidir. Bunlar, "maddi değerler" de "manevi değerler" de olabilir.

Maddi değerler; "mal, mülk, para, pul, eşya" diye sıralanır. Muristen varise miras kalanlar arasında, "borçlar ve alacaklar" da yer alır.

Manevi değerler ise; duygu, düşünce ve davranışlarımızı yönlendirip yaşama biçimimizi belirleyen "değerler sistemi" olarak ifade edilir. Bunların hayata yansıyan yanı, "ahlak" diye özetlenir.

Günümüz dünyasında, insanların büyük bir çoğunluğu; maddi değerleri kazanmaya ve korumaya odaklanıyorlar. Böylece, varislerine de onları miras bırakmış oluyorlar.

Daha atalarının suyu kurumadan, aralarında "paylaşım kavgası" çıkaranlar oluyor. Yaşananlar yüzünden kardeşlik, akrabalık kalesi yıkılıyor; ihtilaflar sona erinceye kadar, her şey ortalıkta kalıyor.

Dünden bu güne kalanlar beğenilmediği, benimsenmediği zaman; "mirası reddetme" yoluna da gidiliyor. Hatta, onları bırakan murise beddua bile ediliyor.

Bu bağlamda; din, devlet, vatan, millet, kültür, medeniyet gibi değerler de miras hükmündedir. Ya sahip çıkılıp korunur, geliştirilir; ya saçılıp savrularak kurda kuşa yem edilir.

Bir kızılderili atasözü; "Dünya bize dedelerimizden miras kalmadı, onu torunlarımızdan ödünç aldık" der. Sadece geçmişe karşı değil, geleceğe karşı da sorumluluklarımızın olduğunu ifade eder.

Hz. Ali'ye göre; "Akıl gibi mal, iyi huy gibi dost, ilim gibi şeref, edep gibi miras yoktur". Bunlar; insanın ahiret alemine gidişinde "yol azığı" olur.

Miras konusunda, Mevlana'nın da çok anlamlı ve değerli bir beyanı var. "Diyelim ki, Ali'nin Zülfikar'ı sana miras kaldı. Sende Ali yüreği ve bileği yoksa, Zülfikar ne işe yarar?" diye sorar.

Allah'ın dinini tebliğ ve temsil için seçilen, güzel ahlakı tamamlamak için görevlendirilen Hz. Muhammed(sav); Veda Hutbesi sırasında, ümmeti ile helalleşip "görevini hakkıyla yaptığına dair" şahitliklerini istemişti. Vasiyetini ve mirasını ise; "Size iki emanet bırakıyorum, onlara uydukça yolunuzu şaşırmazsınız. Biri Kur'an, diğeri Sünnet" sözleriyle özetlemişti.

Vefat ettiğinde; maldan mülkten yana sadece bineği ile silahı kalmıştı. Bir arazisi vardı, onu da yolcuların hizmetine tahsis ettiği vakfa bağışlamıştı.

Vaktiyle, müşrikler O'nunla alay etmişlerdi. Oğulları küçük yaşta vefat ettikleri için, "soyu kesik" anlamında "ebter" demişlerdi.

Allah (cc), bu yüzden özel bir sure göndermişti. Resul'ünü teselli edip, "Biz sana kevseri verdik" demişti.

Kevser; "çok hayır, çok rahmet, çok bereket" anlamına geliyordu. Peygamber olarak seçilmesi, kendisine kitap gönderilmesi, sünnetine tabi olarak Allah'ın yeryüzündeki halifeleri olacak koca bir ümmet verilmesi bu tanımın içinde yer alıyordu.

Mirası da öyle olmuştu. İzinden gidecek herkes için, dünya ve ahiret saadetine vesile olacak dosdoğru bir yol kalmıştı.

Bizler de O'nu örnek almalıyız. Neslimizden gelenlere; "doğru bilgiyi, sahih imanı, salih ameli, sağlam duruşu, güzel ahlakı" miras bırakma hedefine odaklanmalıyız.

Önce kendimizi, sonra değerlerimizi sevdirmeliyiz. Her zaman, her yerde, herkese iyi gelecek bir yaşama biçimini; bizzat uygulayarak göstermeliyiz.

Eşlerimiz, çocuklarımız, dostlarımız, akrabalarımız, komşularımız, arkadaşlarımız, herhangi bir sebeple tanışıp konuştuklarımız; bizden razı olup, hakkımızda hayır söylemeli. Musalla taşına konulup, "Nasıl bilirdiniz?" diye sorulduğunda; "İyi bilirdik, haklarımız helal olsun" demeli.

Zekeriya Erdim

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

YAZAR ARŞİVİ

Zekeriya Erdim

Zekeriya Erdim Diğer Yazıları