Mustafa Özcan
10.02.2025
Mustafa Özcan
Camiye akımının Beyaz Saray’daki akisleri
Tüm Yazıları

Camiye akımının Beyaz Saray’daki akisleri

Türkiye'de bir zamanlar 'üç beyazdan sakının' derlerdi. Un, tuz ve şekerin yanında bunlara bir de Zekeriya Beyaz ilavesi yapılırdı. Dördüncü beyazın da Zekeriya Beyaz olduğu vurgulanırdı.

'Allah'a ve Resulüne ve sizden olan yöneticilere itaat edin' ayeti malumdur. Burada itaate konu olan iki merciden bir de uygulayıcıdan bahsedilmektedir. İki merciden birisi Kur'an ötekisi ise sünneti seniyyedir. Üçüncü merci ise pratik anlamda uygulayıcılar yani ulu'l emirdir. Yöneticilerdir. Ulu'l emr meşruiyetini ilk iki merciden veya onların talimatlarını uygulamasından almaktadır. Yoksa ulu'l emr ya da yöneticileri mutlak itaat yoktur. 'Yaratıcıyla isyanda beşere itaat yoktur' diye bazı hadisler de durumu izah eder. Kısaca beşerin yetkisi ilk iki merci ışığında tahsis edilir. Yöneticilerin yetkileri mutlak değil iki merciiye nazaran mukayyettir. Lakin Zekeriyya Beyaz'ın yönetici anlayışı bundan sapmaktadır. Nazariyatta olmasa bile fiiliyatta yöneticiler mutlak bir otorite olarak kabul edilir. Bu da sapmanın başlangıcını teşkil l eder.

Bazı Arap ülkelerinde Camiye ve Medhaliye diye selefi akımlar türemiştir. Bunlar da ulu'l emri yani yöneticileri mutlak yetki sahibi görmektedirler. Onlara göre bunlar Muhammed Mürsi yerine Sisi tipi laik cepheden olursa daha makbul addedilir.

Bu anlayışın ya da ulu'lemr anlayışının akisleri Batı'da da görülmektedir. Özellikle de Protestan/Evanjelik çevrelerde. Katolikler kiliseye tapınırken bazı Protestanlar/ Evanjelikler de devlet adamlarına tapınmaktadır. Al birini vur ötekine! Bu çevrelerin din veya dindarlıktan anladıkları Trump gibilerine perestiş etmektir. Din adına dinden uzak kumarbaz Trump'ı yeğlemekte ve desteklemektedirler. Tele Evanjeliklerden veya Trump'ın Beyaz Saray'da inanç bürosuna atadığı Paula White, Trump'ı yeryüzünde Allah'ın gölgesi gibi görmektedir.

Bu anlayışını yansıtan ifadesi de şudur: "To say no to President Trump would be to say no to God." Başkan Trump'a hayır demek Allah'a hayır demektir. Bu çarpık kafadan doğru bir şey sadır olabilir mi? Burada Allah'ın iradesiyle Trump'ın iradesi eşitlenmekte ya da talimatları eşit kabul edilmektedir.

Şimdi Bayaz Saray'da Hıristiyan Selefiliğin veya Camiye anlayışının borusu ötmektedir. Reagan döneminde de Evanjelikler Beyaz Saray'a tünemişler veya üşüşmüşlerdi. Sürekli olarak dinin özüyle değil de kıyamet/apocalypse süreciyle veya alametleriyle meşgul oluyorlardı. Siyasi meşruiyeti bu alamet veya işaretlerden devşirmekteydiler.

Onlar açısından dinin özüne veya kurallarına uyup uymamak mevzubahis değildir. Nitekim Trump'ın iyi bir Hıristiyan olduğunu söylemek zordur. Ama dincilik yapıyor! Ona tabi olan Evanjelik akım ve takım ötesinde onun talimatlarını Allah'ın talimatı olarak değerlendirmektedir. Bu hukuk zemininde ona tapınmak anlamına gelir. Nitekim Tevbe Suresinin 31'inci ayeti bunu doğrular: 'Onlar Allah'ı bırakıp hahamlarını, râhiplerini ve Meryem oğlu Mesîh'i rab edindiler.' Nitekim Adiy Bin Hatem din adamlarına ibadetin nasıl olduğunu sorduğunda Hazreti Peygamber onların helalı haram haramı da helal kıldığını ve mutlak teşrii yetkisiyle Allah'ın işine karıştıklarını ve onun dışında rabler haline geldiklerini izah ve tavzih etmiştir.

Bununla birlikte Mısırlı Muhammed Said Raslan gibi Arap Camiye akımının önde gelen isimleri Hamas'a ve İhvan'a karşı olsalar da Trump'ın son çıkışını da yadırgıyorlar. Onu maganda ve baltacı olarak nitelendiriyorlar. Zira Trump zülfiyare de dokundu. Kendi tanımlarındaki ulu'l emrin yaklaşımlarıyla çelişti. Sisi ya da Suudi yetkililerin tavırlarıyla çelişti. Kısaca anlayış aynı olsa da jeopolitik farkı var. Amerikalı yöneticilerin iradeleriyle Orta Doğulu yöneticilerin iradeleri karşı karşıya geldi. Dolayısıyla yerel Camiye akımıyla onların uluslararası akisleri olan Evanjelik anlayış karşı karşıya geldi.

Eski Fransız Başbakanı Dominique de Villepin: "Gazze'yi bir Riviera'ya dönüştürme fikri tam olarak neo-sömürgeci zihniyettir, Grönland'ı satın alma fikri ve Kanada'yı veya Panama Kanalı'nı ilhak etme fikri vb. kesinlikle açık bir sömürgeci dilidir. Başkan Putin veya Başkan Xi Jinping böyle konuşsaydı, ne derdik?"

İtalyan asıllı sinema sanatçısı ve Hollywood yıldızı Robert De Niro da bir zamanlar Trump'ın New York'u yıkmak istediğini ve sadece onunla kalmayacağını dahası ülkeyi ve dünyayı da yıkmaya amade olduğunu söylemiştir. Şimdi ise ilaveten şunları söylemektedir: Trump sadece kötü bir adam değil aynı zamanda şerli bir adamdır. İlkesiz ve haysiyetsiz bir adamdır. Ahlaki bir duygu ve sorumluluk duygusu taşımıyor.

Bir deli bir kuyuya taş atmış şimdi kırk akıllı çıkaramıyor! Deliler bile bu süper deliden kaçmaktadır. Soru şu: Bu deliyi Amerikalılar nasıl hem kendi başlarına hem de dünyanın başına bela ettiler? Bu yanlışlar sayesinde seçmenin kusuru demokrasinin de kusuru haline geliyor!

Mustafa Özcan

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

YAZAR ARŞİVİ

Mustafa Özcan

Mustafa Özcan Diğer Yazıları