Zekeriya Erdim
2.03.2025
Zekeriya Erdim
Bayıltmak, uyutmak, avutmak, ayıltmak
Tüm Yazıları

Bayıltmak, uyutmak, avutmak, ayıltmak

İnsanın bedeni için kullanılan bazı tanımlamalar, aklı ve ruhu için de geçerlidir. Zaten beden, akıl ile ruhun konakladığı ikamet yeridir.

Bu bağlamda, "bilinç" yahut "farkındalık" durumumuzu ifade etmek için kullanılan birkaç kelime var. Zihin ve gönül aydınlığının yokluğunu, varlığını, derecesini belirtiyorlar.

Hayatın çeşitli alanlarında ve konularında sık sık rastlanıyor. Dilimizde ve kültürümüzde bazen belirtme, bazen benzetme amacı ile kullanılıyor:

Bir insanı hayranlık uyandıracak derecede etkilemeye de kurbanlık denecek derecede etkisizleştirmeye de "bayıltmak" diyoruz. Birincisinde iradesini kontrol altına alırken ikincisinde iptal etmiş oluyoruz.

Yaldızlı yalanlarla kandırmanın, göz ve gönül kapılarını kapatıp istirahat deryasına daldırmanın adı "uyutmak". Bilgisini hatırlayamayacak, bilincini kullanamayacak kadar pasif bir konumda tutmak…

Ayrıca, bunlardan bir derece hafif olan "avutmak" da var. Sözlükler; acısını dindirici, sıkıntısını giderici sözler söyleyerek oyalamak, meşgul etmek, dikkatini başka tarafa çekmek gibi tarifler, tanımlar yapıyorlar.

Bu üç fiilin üçü de insanı bir şeylerden "yoksun" bırakıyor, "mağdur" ediyor, en hafif ifadesiyle "pasif" yahut "dirençsiz" hale getiriyor. Bir dördüncüsü var ki o da; "fayda" sağlamak, "zarar" riskini azaltmak, "koruma" kalkanı oluşturmak ve "mamur" etmek anlamına geliyor.

İnsanı baygınlıktan, dalgınlıktan, sarhoşluktan, serkeşlikten kurtarıp uyanmasını, kendine gelmesini, farkında olmasını sağlamaya "ayıltmak" diyoruz. Bu seviyeye geldiğimizde bilgi, bilinç güneşi doğuyor; aklen ve ruhen aydınlanmış oluyoruz.

Söz konusu hallerin her biri; kişiler ve kurumlar, ülkeler ve toplumlar bazında yaşanıyor. Bizim aktif-pasif olma durumumuza göre; gündüzden geceye, geceden gündüze taşınıyor.

Eskiden olduğu gibi bugün de küçük azınlıklar büyük çoğunlukları çeşitli yol ve yöntemlerle bayıltıyor, uyutuyor, avutuyor. Bu amaca ulaşmak için, değişen şartlara uygun araçlar bulup cepheyi tutuyorlar.

Mesela; toplumların büyük bir kesimi, spor (özellikle de futbol) organizeleri ile aşırı derecede meşgul ediliyor. İman eder gibi bağlanıp fanatik taraftar guruplarını oluşturanlar için; takımlar "mezhep", stadyumlar "mescid", maçlar "ibadet" haline getiriliyor.

Sinema sektörü de en etkili araçlardan yahut ilaçlardan biri. İnsanları duygusal arzularından, kaygılarından yakalayıp hipnotize ederek elde tutma, ayakta uyutma iksiri.

Şüphesiz, listede medya ve sosyal medya mecraları da var. Gözlerden ve kulaklardan girip hücrelere, dokulara, organlara ulaşıyor; organizmaları esir alarak bloke ediyorlar.

Zaman zaman salgın hastalıklar da devreye sokuluyor. Ölüm korkusu kullanılarak, insanlar hizaya getiriliyor; belirlenmiş çizgilerin üstünde, çizilmiş çerçevelerin içinde tutuluyor.

İçki, kumar, uyuşturucu madde kullanımı gibi bağımlılıkları da ilave etmemiz gerekir. Hatta, siyasi ve ideolojik fanatizm ile etnik ve dini çatışmalar da eklenebilir.

Bir adım daha ileri giderek, din kisvesine büründürülmüş densizliklerin bile kullanıldığını söyleyebiliriz. Kur'an ve sünnetin aslına uymayan, gaflet uykusuna dalmış kimseleri bünyesinde toplayıp oyalayan oluşumların varlığından da söz edebiliriz.

Çoğunluk böylece meşgul edilip bayıltılarak, uyutularak, avutularak kontrol altında tutulurken; azınlık daima uyanık kalıyor. Gaspedilen dünya nimetlerinin sahibi, işgal edilen yeryüzü coğrafyasının hakimi haline geliyor.

Elde ettikleri gücü, imkanı; hayatın her alanında kullanıyorlar. Sosyal, kültürel, siyasal, ekonomik, bilimsel, teknolojik, askeri diplomatik gidişatın belirleyicisi onlar oluyorlar.

Giderek, büyük bir "zulüm imparatorluğu" oluşuyor. Kişiler ve kurumlar, ülkeler ve toplumlar; ehramlara taş taşıyan köleler gibi küresel köyün ağaları için çalışıyor.

Artık sadece pencerelerimizi değil, uykumuzu kapatan kalın ve koyu perdeler var. Görmemizi, anlamamızı, kavramamızı, farkına varmamızı, tavır almamızı engelliyorlar.

Bu yerel, ulusal, evrensel tezgahlardan ve tuzaklardan kurtulmanın yolu; insanları ayıltmak. Bilgi ve bilinç pencerelerinin önündeki perdeleri açarak, zihinleri ve gönülleri aydınlatmak.

Tarih boyunca nebilerin ve resullerin temel görevi buydu. Allah'tan aldıkları, kullara tebliğ ettikleri, kendi hayatlarında uygulayarak temsil ettikleri mesaj, muhteva; karanlıkları aydınlatan vahiy nuruydu.

Düştüğümüz yer burasıysa, kalkacağımız yer de burasıdır. Kapı kapı dolaşarak; "uyanın" diye bağırmanın tam sırasıdır.

Uyanışın, dirilişin, direnişin baştan ve beyinden başlaması gerekir. Öncelikle aydınların ve yöneticilerin kendilerine gelmeleri, hayati derecede önemlidir.

Farkında olanlar uygun bir halle ve dille, olmayanların kapısını çalsınlar. Yeniden, vahyin aydınlığında uyanacağımız sabahın öncüleri, önderleri olsunlar.

Özel günler ve zamanlar, yeniden başlamanın uygun zemini olabilir. Kavli ve fiili dualarımızla gecenin üstüne güneş doğabilir.

Zekeriya Erdim

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

YAZAR ARŞİVİ

Zekeriya Erdim

Zekeriya Erdim Diğer Yazıları