Fıtrata dön felah bul
Allah tarafından yaratılan yahut insanlar tarafından icat edilen her şeyin, "oluş" ve "bozuluş" kanunları var. Var ediliş amaçlarına göre oluşturulan yazılımları ve donanımları değiştirildiğinde görevlerini hakkıyla yapamaz hale geliyor, bozulmuş oluyorlar.
Bozulan her şeyin faydasından mahrum kalıyor, zararını görüyoruz. Bozulmanın cinsine ve derecesine göre değişen bedeller ödüyoruz.
Soluduğumuz havanın, içtiğimiz suyun, mahsulünü aldığımız toprağın, meyvesini-otunu-etini-sütünü yediğimiz bitkilerin ve hayvanların kimyası bozuluyor; arkasından çeşitli hastalıklar geliyor. Onları tedavi etmek için üretilen ilaçlar organlara zarar veriyor, başka hastalıkların sebebi oluyor.
Tabiatın ekolojik dengesini, düzenini bozuyor; doğal afetleri tetikliyoruz. Sınırları zorlayarak elde ettiğimiz kazançları, bozulmanın getirdiği zararlarla eşitliyoruz. Yapıp ettiklerimiz yüzünden, bir kısır döngünün içindeyiz. Hayatı yaşanılmaz hale getiren uçuk kaçık hamlelerin peşindeyiz.
Bu bağlamda, en genel ve temel tehlike "fıtratın bozulması". Âlemin ve içindekilerin dengesini, düzenini sağlayan yaratılış kanunlarının, kurallarının dışına çıkılması.
Öyle mükemmel bir sistem oluşturulmuş ki herkesin herkesle, her şeyin her şeyle ilgisi var. Birbirlerini destekleyerek, tamamlayarak, ihtiyaçlarını giderme konusunda iş birliği yaparak varlıklarını devam ettiriyorlar.
Hem kendi içlerinde, özel; hem birbirleriyle, genel bir denge ve düzen içindeler. Her biri çok büyük bir resmin renkleri, desenleri gibiler. Yeryüzü kiliminin rengini, desenini oluşturan; aynı ipliğin düğümleri. Mikro alemde var olanlar ile makro alemde yaşananlar, aynı elin hüneri.
Bu büyük eserin, "en büyük" sıfatına layık bir ustası var. Ustanın çizdiği çizginin, oluşturduğu çerçevenin dışına çıkanlar; sanatı bozmuş, sanatçıya ihanet etmiş oluyorlar.
Varlıkların var edilişleri sırasında oluşturulan ve henüz dış tesirlerden etkilenmemiş olan temel yapılarına, karakteristik özelliklerine "fıtrat" diyoruz. Bir başka ifadeyle; "doğuştan getirilen, var ediliş amacına uygun olarak bünyesine yerleştirilen yatkınlık, yetkinlik, kabiliyet, kapasite, karakter" diye tarif ediyoruz.
İnsanlık tarihi boyunca; fıtratı korumak, geliştirmek, fayda sağlayacak şekilde çalıştırmak için kitaplar, elçiler gönderilmiş. Onların tebliğ ve temsil ederek ortaya koydukları hayat nizamına "din" denmiş. Bu nizama uygun yaşayanlar fayda görmüş, huzur bulmuşlar. Dışına çıkanlar ise zarara uğramış, mağdur olmuşlar.
Şüphesiz, hayatın ana unsuru "insan" türüdür. Bozulmanın da düzelmenin de her çeşidi onun ürünüdür. İşte bu yüzden; fıtrat deyince akla önce insan, sonra diğer varlıklar gelir. Hayat dengesinin ve düzeninin tüm unsurları, insan türünün hal ve gidişine göre şekillenir.
Allah (CC), peygamberlerin şahsında tüm insanlara, doğru yolu ve yöntemi göstermiş. Rum suresi ayet 30'da; "bütün varlığımızla dine, fıtrata yönelmemizi" istemiş.
Dinden kasıt, tevhidi dünya görüşünün son mükemmel hali olan İslam'dır. Fıtrat lafzından ise, dinin temel dayanağı olan yaratılış kanunları ve kuralları anlaşılır.
Nitekim, İslam dinini tebliğ ve temsil için görevlendirilen Hz. Muhammed (SAV) de bu noktaya işaret etmiştir. Meşhur rivayetlerden birinde; "Her doğan İslam fıtratı üzerine doğar. Sonra annesi-babası onu Hıristiyan, Yahudi, Mecusi yapar" demiştir.
Rabbimiz, Tin suresi ayet 4'te; "Andolsun ki biz insanı en güzel şekilde yarattık" diyor. Secde suresi ayet 9'da ise, ona "ruhundan üflediğini" söylüyor.
Yeryüzünün ağaçlarla, çiçeklerle donatıldığını görüp kendisi için bağ-bahçe organize etmesi; gökyüzünün gündüz güneşle, gece ay ve yıldızlarla aydınlatıldığını görüp evini yahut iş yerini lambalarla donatması; denizlerde yüzen balıklara imrenip gemiler, havuzlar, akvaryumlar yapması; kuşların uçuşuna bakıp, uçaklarla-uzay araçlarıyla yükseklere çıkması ondandır. Yaratma gücü ve imkanı yoktur ama yaratılmışları keşfetme, onlardan yeni şeyler üretme yahut icat etme kabiliyeti-kapasitesi vardır.
O halde, "yaratan" ile "yaratılan" arasında kuvvetli bir bağ olduğunu söyleyebiliriz. "Onun içindir ki; cümle mahluklar, kendi halleriyle-dilleriyle, yüce yaratıcılarını tesbih ve tenzih ediyorlar" diyebiliriz.
Sadece insan, zaman zaman yaratılış kotlarının dışına çıkıp kendisinin ve diğer varlıkların fıtratını bozma cüretinde bulunuyor. Kendisine verilen akıl ve irade nimetini, yasak meyveleri yemek için kullanma bedbahtlığına düşmüş oluyor.
Bu durumda; fıtratın sırlarını ve sınırlarını keşfetme yolculuğuna, insan fıtratını tanımakla başlamamız gerekir. O düzelince her şey düzelecek, fıtratı bozmanın bedellerini ödeme süreci sona erecektir.
Çünkü; hayat rehberimiz ve önderimiz, "Nefsini bilen Rabbini bilir" diyor. O'nu bize elçi olarak gönderen Allah, Bakara suresi ayet 130'da; kendini yahut nefsini bilmeyenlerin, tüm peygamberlerin tebliğ ve temsil ettikleri "fıtrat dini" İslam'dan yüz çevireceklerini söylüyor.
Yazılım sektörünün yapay zekayı insan beyninin yerine koyduğu günümüzde, kendi ürettiğimiz robotların güvenlik tehdidi oluşturduğunu konuşur hale geldik. Varlıkları var ediliş amaçlarının dışındaki alanlarda ve konularda kullanıp; kendi varlığımızın çelik kubbesini oluşturan güvenlik kalkanını deldik.
Dünyanın ve insanlık âleminin en temel sorunu budur. Bir kurtuluş yolu aranıyorsa, o yol sadece ve sadece fıtrat yoludur.
Zekeriya Erdim
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.