‘Direniş tek seçenek’
Zihinlerini İran'a şartlandırmış kesimler, Suriye'de devrim sonrasında epey yaygara kopardılar. Sırf tezlerini haklı çıkarabilmek için kırk dereden su getiriyorlar. Zaferi İsrail ile ABD eksenine ithaf etmek istediler. Halbuki İsrail, yağmurdan kaçarken doluya tutuldu. İran ve Hizbullah hattıyla uğraşırken Suriye'de yeni bir hat karşısına çıktı. İsrail, Suriye'de gerçekleşen devrim sürecine çok fazla yoğunlaşamadı. İpin ucunu kaçırdı. Bizzat bunu itiraf edenlerin başında Netanyahu geliyor. Suriye rejiminin ve Esat rejiminin devrilmesinin İsrail'in lehine olmadığını söylemiştir. (Israeli Prime Minister Benjamin Netanyahu says that the fall of the Bashar al-Assad's regime 'was not in Israel's interest) Adam bundan daha yalın ne söyleyebilir? Ama İran ekseni yine de ikna olmaz. Zira karakterleri budur.
Bizde haybeci takımı okumuyor, sadece ahkam kesiyor. Bu da hakikat algısını zorlaştırıyor. Bu yaklaşım tarzı bana Fuat Sezgin'in bir cümlesini hatırlatıyor: "İslâm Medeniyetinin büyüklüğünü kendi insanımıza anlatmak Batılılara anlatmaktan daha zor." Kendimize karşı peşin hükümlü hale gelmişiz! Komplo teorilerinden evvel önce kafamızı ve fikirlerimizi özgürleştirmemiz lazım. İran'a angaje olmaları nedeniyle görüş ufkunu kaybeden veya daralan kesimler hala dolaylı yollardan Suriye devrimine çamur atmanın peşindeler. İncir çekirdeğini doldurmayan kırıntılarla kendilerine pay çıkartıyor ve tezlerini haklı çıkarmanın yolunu arıyorlar. Bunların Suriye devrimine hiçbir yararları olmadığı gibi zararları da yok. Çünkü eski ifadesiyle i'rapta mahalleri yoktur. Keenlemyekün hükmündedirler. Hadiste belirtildiği gibi 'layederruhum men hazelehim' muzaffer bölüğü yalnız bırakanlar yani sırt çevirenler, hak ehline zarar veremezler. Allah'ın gemisi onlar olmadan da yürür.
Şöyle diyorlar veya Suriye devrimine düşmanlıklarını gerekçelendirmek için kendilerini şöyle avutuyorlar: Suriye devriminin arkasında ABD ile İsrail var. Peki! İsrail ne diyor? Netanyahu, çalkantılar içinde depreşirken pusulayı kaybettiklerini ve Suriye rejiminin devrilmesinin kendileri açısından stratejik bir kayıp olduğunu ifade etmektedir. Netanyahu, son konuşmalarından birisinde devr-i sabık Suriye rejiminin ya da Beşşar'ın 8 Aralık 2024 günü devrilmesinin İsrail'in lehine olmadığını ifade etmiştir. 'Kimse bizi Esat devrildi diye çiçeklerle karşılamadı. Bununla birlikte Suriye'den gelecek olan saldırılara izin vermeyeceğiz' demiştir.
1967 yılında Golan Tepelerini işgal eden İsrail, Beşşar Esat rejiminin devrilmesinden sonra da kurnazlık babından ya da öç alma saikiyle 400 kilometre karelik tampon bölgeyi de işgal etmiştir. Pazarlık payı olarak elinde tutmaktadır. Halbuki Rabin'den sonra onun bıraktığı emaneti, mirası sürdürecek olsaydı, Esat rejimi ile İsrail bugün barışık durumda olacaklardı. Belki Esat ve azınlık rejimine daha fazla zırh olacaktı. Lakin iki tarafın kurnazlıkları ya da hesap hataları ortada buluşmayı engellemiştir. Bunun arka sayfasını Mübarek anlatmaktadır. Hüsnü Mübarek'in baba Esat'a atfettiği hususlardan birisi şudur. Hafız Esat bana, 'İsrail'den sizden daha fazla taviz koparacağım, göreceksiniz' demişti. Arap rejimleri arasında barış yoluyla İsrail'den en fazla toprak alacak ülkenin Suriye olacağını söylemiştir. Evdeki hesap çarşıya uymamıştır. Mısır'sız savaş Suriye'siz barış olmaz deyimine çok fazla güvenen Hafız Esat yaya kalmış ve zamana oynarken zamanın cilveleri veya iniş çıkışlarının altında kalmış, beklediği fırsatı da yakalayamamıştır.
Bu arada iç muhalefet veya halkı nedeniyle İran'a dayanan Esat rejimi İsrail desteğini alsa da yeteri kadar alamamıştır. Süreçte çatallaşma yaşanmıştır. Sonun da ortada kalmıştır. Şimdi Putin'in elinde pazarlık rehinesi durumundadır.
Yeni Suriye rejiminin İsrail'e dost olmadığı bir gerçektir. Bunu doğrulayanlardan birisi de Hamas sözcülerinden Üsame Hamdan'dır. (https://www.instagram.com/saidmytaj25/reel/DGJSRXiImJQ/) Bölgede tek seçeneğin direniş olduğunu söyleyen Üsame Hamdan, yeni Suriye rejiminin de bu hattın tabii üyelerinden biri olduğuna dikkat çekmiştir. Direniş ekseninin Suriye'yi kaybettiğini söylese de yine de Suriye'yi direniş ekseninin bir parçası saymıştır. Konuşmasında can alıcı bölüm şudur: "Suriye'de yaşanan dönüşüm bile sonuçta direnişin yanında olacaktır. Çünkü Golan, işgal edilmiş ve ilave toprakları işgal edilmiş durumdadır ve Suriye'nin dört yüz kilometrelik yeni toprağı işgal edilmiş durumda ve İsrailliler direniş olmadan buradan sökülemezler. Yani bu eksende olması lazım. Bu nedenle, direnişin bölge için bir seçenek olduğunu söylüyorum. Bu kime dayanıyor? Biz Araplar olarak bu mücadelede tarihi bir fırsata sahibiz. Bu fırsat bize, güvenebileceğimiz ve faydalanabileceğimiz önemli komşularımızın olduğunu gösteriyor: İran, Türkiye ve Afrika."
Burada yanlış bir çıkarımına değinmek yerinde olur. Kendilerini merkeze koyuyorlar. Filistin davası, eksen bir davadır ama temsilcileri değişkendir. Ayrıca haklı dava temsilcinin yanlışlarını doğru yapmaz. Dolayısıyla Filistin yerine kendilerini geçirmeleri bakışta bir eksen kaymasıdır. Araplarla sorunları da biraz da bu yaklaşımdan kaynaklanmaktadır.
Suriye'nin İsrail karşısında olmasının nedeni eskiden devreden ve üzerine ilave olan hususlardır. 1967 yılından beri Golan Tepeleri işgal altındadır. İsrail, 1974 yılında varılan ateşkes anlaşmasını ihlal etmiştir. 400 km karelik bir alanı ve tampon bölgeyi de işgaline katmıştır. İsrail, pazarlık payı için bunları işgal ettiğini söylese de Üsame Hamdan buraların ancak direnişle geri alınacağını vurgulamaktadır. Nasır'ın dediği gibi; güçle kaybedilen şey ancak güçle geri alınır.
Elbette istisnaları vardır ama genel kaide ve doğru budur. Sonuçta ne İsrail ne de İran'ın evdeki hesabı çarşıya uymuştur.
Mustafa Özcan
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.